Akşam geç vakit bugünkü yazımın başına oturduğumda başlığım “Devlet biterken” idi, sabah Taraf’ı açıp Ahmet Altan’ın yazısını görünce yeni yazı yetiştirme telâşı sardı beni, zira başlık aynı olduğu gibi yazı da neredeyse aynı gibiydi. Konuyla ilgili ikinci temam ise bu yazımın konusuydu, onu biraz daha işleyeyim bari dedim.
Neden söz ettiğim açık, dünya medyasının neredeyse bugünlerde tek gündem maddesi haline gelmiş olan Wikileaks olayı. Üstelik daha işin başındayız, binlerce belgeden söz ediliyor, 251 bin belge ve yalnız 226’sı açıklanmış. Açıklandıkça yeni şeyler öğreneceğiz ama açık ki, deprem yaratan şey bu belgelerin içeriğinden çok ABD’nin devlet güvenliği otoritesinin yerle bir olmasıdır. Kendi gizli belgelerini dahi koruyamayan bir hegemon devlet var karşımızda. İsterse bu belgelerin, belge de değil kripto notlarının ortaya saçılması yine bu devlet içinde birilerinin marifetiyle olsun, sonucu değiştirmez. Bundan böyle Amerikan devletiyle, onun diplomatlarıyla temas kuran herkes konuşurken sözlerini kırk kez ölçüp biçmek zorunda hissedecektir kendini.
Wikileaks olayını Berlin Duvarı’nın yıkılması olayıyla benzer görüyorum. Bu benzerlik yalnızca yarattığı sonuçlar açısından değil aynı zamanda üstlendiği tarihsel misyon olarak da benzerdir. Bir adım daha ileri gidip sosyalist devletler blokunun çöküşüyle belirlenen soğuk savaş dünyasının bitimi sürecinin bir devamı olarak düşünüyorum.
Berlin Duvarı’nın yıkılması sosyalist blokun içten içe çözülmesinin dışa vurumu, son sahnesiydi. Sosyalist dünya çözüldüğünde iki kutuplu dünya ABD hegemonyasında tek kutuplu dünya halini almıştı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.