1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 05:36
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ 31.01.2010
Murat Belge
Toplum biyologları
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Murat Belge - Toplum biyologları Murat Belge - Toplum biyologları Murat Belge - Toplum biyologları Murat Belge - Toplum biyologları Murat Belge - Toplum biyologları Murat Belge - Toplum biyologları Murat Belge - Toplum biyologları Murat Belge - Toplum biyologları
Murat Belge köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Fantastik bir film geliyor aklıma: Doktor Moreau’nun Adası. H.G. Wells’in bir romanından uyarlanmıştı bu. Romanı okumadıydım ama filmini görmüştüm, yıllar önce. Kötü bir film olduğunu hatırlıyorum. İnandırıcı ya da sürükleyici değildi. Ama kendi durumumuzu o filme benzetmekte bir sakınca yok, çünkü bizim içinde yer aldığımız filmin güzel olduğunu, bir şaheser olduğunu da kimse iddia edemez.

Bir deli doktor vardır o adada. Frankenstein’dan beri hep olduğu gibi. İnsanlarla hayvanları birbirlerine aşılayarak, ne insan-ne hayvan canavarlar yaratır. Biz de öyleyiz, o tür yaratıklarız.

Çünkü, en başta, bir “yaratma” çabasının ürünleriyiz: “bir millet yaratma” çabasının. Tarihimiz gibi bizim de olduğumuz şey olmamızı istemeyen bir irade var tepemizde. “Hayır, öyle olamazsın” diyor, durmadan, “Benim istediğim gibi olacaksın!” Onun istediği gibi olmak için sabahları “Türk’üm, doğruyum...” diye bağırıyoruz; “Selâm ver!” komutuyla selâmlar veriyoruz. “İnan” diyor inanıyoruz, “Ona inanma!” diyor ona inanmıyoruz, “Ona böyle inan!” diye emrediyor, öyle inanıyoruz. Hiçbir yaptığımıza inanmıyoruz, sonunda, ve inandığımız hiçbir şeyi yapamıyoruz.

Biyologsa bu iradenin sahibi, iyi bir biyolog değil; heykeltıraşsa, iyi bir heykeltıraş değil. İddiasına göre, bizi Atatürk gibi yapmaya çalışıyor –en azından Atatürk’ün bakınca beğeneceği bir şeylere benzetmek istiyor. Ama biz Atatürk’e de benzemiyoruz, başka bir şeye de benzemiyoruz. Bunun için de ayrıca kızıyor bize. “Niye bir şeye benzemiyorsunuz? Siz adam olmazsınız!” diye bağırıyor. Oysa, işte, onun yaptığı şekilsiz yaratıklarız biz. 1926’da yaptığı yargıç Kel Ali, 2006’da yaptığı Kanadoğlu. İşte, gazeteciler ortada. İşte, profesörler. Yüksek öğretim sistemimizi “intihal” sanığı olan kişiye kurdurmuşuz; en yüksek yargı organlarımızdan biri de o kitapta “intihal” olmadığı, çünkü zaten kitabın bilimsel iddiası olmadığı hakkında hüküm vermiş. “Asmayalım da besleyelim mi?” diye konuşan birini Cumhurbaşkanı yapmışız ki Doktor Moreaularımızdan birisi zaten bizzat kendisi. Yani o, kafasında ideal yurttaşın kim olduğuna karar veriyor, sonra da bizi o kalıba benzetmeye çalışıyor.

Çünkü onun ve takımının, dünyada her şeyi herkesten iyi bildiklerinden hiçbir şüpheleri yok.

Ama toplum artık böyle düşünmüyor. Zaten hiçbir zaman böyle düşünmemişti ama düşünmediğini söylemeye cesaret de edememişti. Şimdi cesaret ediyor, söylüyor.

Dün ne kadar tuhaf bir tarihimiz olduğunu yazıyordum. James Joyce, Ulysses’te, Stephen’a tarihin uyanmaya çalıştığı bir kâbus olduğunu söyletir. Stephen o benzetmeyi bizimki gibi bir tarih için değil, sahici, normal, genel tarih için söyler. Bir de bizimki gibi bir şeyin içine doğsa, kimbilir ne söylemek ihtiyacını duyardı.

Bizim tarihimiz, sahici, ama “normal” değil. Çünkü sürekli ellenen, itilip kakılan, ikide birde müdahaleye uğrayan bir tarih. İlkin, olurken müdahaleye uğruyor. Zaman ve mekân içinde değişse de, insanların normal, yasal vb. saydığı davranışlar vardır. Örneğin savaş hoş bir şey değildir, ama normaldir. Bir de genelgeçer normlara göre “suç” sayılan davranışlar. Örneğin, müze gezen çocukları patlayıcıyla havaya uçurmak bu ikinci sınıfa girer, “suç” olduğu kadar “anormal”dir de.

İşte bizim tarihimiz bu kategoriden olaylarla, davranışlarla dolu, olurken böyle olduruluyor. Onun için “anormal”.

Ama bir de “olduktan sonra”sı var. Böyle “oldurulmuş” bir şey sevimli bir şey olamayacağı için, olup bittikten sonra öyle olup bitmediğine dair bir hikâye yazma işi devreye giriyor. Ermeni Kıyımı yok, olmadı; Dersim Kıyımı da olmadı; 6-7 Eylül de olmadı... Böyle uzayıp gidiyor. “Olmadı” diyerek örtemeyecek hale gelince, “mücbir sebep” icat etmeye başlıyorsun. İlle sen haklı olacaksın, yaptığın her şeyi doğru yapmış olacaksın falan. Dolayısıyla bir de böyle bir süreçte çarpıtılıyor tarih, yamrı yumru bir şey oluyor.

 

Diğer Murat Belge Makaleleri:
  1. Kısa bir Kıbrıs ziyareti - 31.08.2010
  2. Bolu üstünden Ankara - 29.08.2010
  3. Neyin ‘boykot’u - 28.08.2010
  4. Referandum öncesinde - 27.08.2010
  5. Diaspora ve ‘Tapınak Bekçileri’ - 24.08.2010
  6. Bir ‘müzik gecesi’ - 22.08.2010
  7. Öğretmenliğin yılan hikâyesi - 21.08.2010
  8. Öğretmenlik hikâyesi - 20.08.2010
  9. Hasankeyf - 17.08.2010
  10. Barışın yolu yordamı - 15.08.2010
  11. “Devletle çözelim” formülü - 14.08.2010
  12. Kürt sorununda son durum - 13.08.2010
  13. Kesinlik ve şüphe dengesi - 10.08.2010
  14. Kooptasyon’un bitişi - 08.08.2010
  15. Yeniden ‘Seçim/kooptasyon’ konusu - 07.08.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Toplum biyologları - Murat Belge
03.09.2010 05:36:17