1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 05:29
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Mithat Sancar MEO VOTO 25.02.2010
Mithat Sancar
Vesayet sistemi çözülürken...
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Mithat Sancar - Vesayet sistemi çözülürken... Mithat Sancar - Vesayet sistemi çözülürken... Mithat Sancar - Vesayet sistemi çözülürken... Mithat Sancar - Vesayet sistemi çözülürken... Mithat Sancar - Vesayet sistemi çözülürken... Mithat Sancar - Vesayet sistemi çözülürken... Mithat Sancar - Vesayet sistemi çözülürken... Mithat Sancar - Vesayet sistemi çözülürken...
Mithat Sancar köşe yazılarını web sitenize ekleyin
İktidar nedir? Diyebiliriz ki, siyaset bilimi, bu soru ve ona verilen cevaplar üzerine kuruludur. Ciltler dolusu tanımı ve tasviri yapılmıştır iktidarın. Bana en açıklayıcı gelen cevabı ise, Arjantinli bir mafya babası vermiştir: “İktidar dokunulmazlıktır.”

Bu hikâyenin devamını Eduardo Galeano’dan dinleyelim: “O, ne dediğini gayet iyi biliyordu. Bu cümleden kısa bir süre sonra, bir yargıç, adam öldürmekten hakkında tutuklama emri çıkarttı. Bu onun dokunulmazlığının ve iktidarının sonunun başlangıcıydı: Ağzına bir kurşun sıkarak intihar etti.”

Galeano’yla devam edelim: “Dokunulmazlık suçun ödülüdür, tekrarını teşvik eder ve propagandasını yapar. Aşağıdan korkutmak için ceza korkuluğunu kullanan düzen, yukarıdan suçu zafer olarak ödüllendirmek için dokunulmazlığı yükseltir. Demokrasi bu alışkanlıkların sonuçlarını öder.”

Türkiye’de bir iktidar sistemi, adım adım çözülüyor. Her iktidar, çözülmeye karşı az ya da çok, ama mutlaka direnç gösterir. Çözülmekte olan iktidar sisteminin merkezindeki ordu da, bu akışı durdurmak, en azından yavaşlatmak için çırpınıyor. Ama iktidar kaybı, kaybetmekte olduklarını hisseden muktedirlerde gerçeklik duygusunu da çözüyor. 2003’ten beri birbirine eklenerek bugüne kadar gelen “darbe planları”, bu durumun açık kanıtını oluşturuyor. İktidarlarını kurtarmak için yaptıkları her plan, “başkalarının” yok edilmesini hedefliyor. Böylece kavgayı, kaçınılmaz olarak “ölüm-kalım” noktasına tırmandırıyor. Gerçeklik duygusunu yitiren muktedirler, sonuçta kendilerine daha fazla dokunulmasını adeta mecburi hale getiriyorlar.

Kendilerine dokunuldukça, iktidarlarını daha fazla kaybettiklerini mutlaka fark ediyorlardır, ama bunu kabullenmeye bir türlü yanaşmıyorlar. Lakin kaybettikleri, sadece gerçeklik duygusu değil, aynı zamanda toplumsal ve tarihsel zemindir, yani meşruiyettir.

Şimdi iktidar kaybının önüne geçmek amacıyla, meşruiyetlerini yeniden tesis etmeye çalışıyorlar. Bunun için, önce hukuku ve yargıyı devreye sokuyorlar. Kendilerine yapılanları, hukuk devletinin ihlali olarak sunmaya yönelik kampanyalar tertipliyorlar. Ama bu noktada inandırıcı olma şansları hiç yok. Zira ortaya çıkan her bilgi ve her delil, bu muktedirlerin hukuk devletini nasıl tarumar ettiklerini de bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Şimdi talep ettikleri hukuk devleti, ancak onların iktidarı tamamen tasfiye edilirse kurulabilecektir. Dolayısıyla “hukuk devleti”, onların elinde bir bumerang gibi duruyor; onu kullandıkça kendilerini daha çok vuruyorlar.

Yargı bürokrasisinin tepelerinden umdukları medet de bir işe yaramaz. Zira yargı, bugün bu çevrelerin şikâyet ettikleri “hukuksuzlukların” yaratılmasında baş aktörlerden biri olmuştur. Yıllarca korkunç suçlara karşı kayıtsız kalan savcılar, önlerine geldikçe bunları aklayan mahkemeler, hukuk devletini geçersiz kılan dokunulmazlıklar sisteminin mimarları arasında yer alırlar. Adalet ve hakkaniyet konusunda sicili bu kadar bozuk olan bir kurum, başkalarını takdis ve tahlis gücüne de sahip olamaz.

Esasen vesayet sisteminin omurgası olan ordunun iktidarı çözüldükçe, bu sistemin diğer kurumlarındaki hegemonyası da çatırdıyor. Vesayet ideolojisinin dışına çıkma yolları kapatılmış olan yargı, yakın zamana kadar “yekpare bir yapı” görüntüsü veriyor ve bu çerçevenin dışına çıkmıyordu. Çerçeveyi zorlayanlar ise, en ağır müeyyidelerle terbiye edilmek isteniyordu. Ama hegemonyanın çatlaması, yargıda farklı tutumların ve bu sisteme itirazların da dışa vurması sonucunu doğurdu. Kimileri bunu, yargı içi çatışma olarak sunmaya çalışsalar da, olan aslında “yargıda çoğulculaşma”dır. Yargıda çoğulculaşma, yargı bürokrasisinin iktidarını sarsan çok önemli bir gelişmedir. Bu iktidarın da artık sonu görünmüştür.

Vesayet sisteminin çözülüşünü durdurmaya çalışanlar, yargı kalkanı dışında, bir de korku siyasetinden medet umuyorlar. Bu siyaseti de iki argüman üzerine kuruyorlar: Kaos ve sivil vesayet.

Diyorlar ki, vesayet kurumlarına dokunmaya devam ederseniz kaos çıkar. Bu kurumlar, böyle davranmaya devam ederlerse, bir süre kaotik bir hava oluşabilir; ancak bunu kontrol altına almak hiç de zor değildir. Bunun için, demokratik mekanizmaları pekiştirmek ve hukukun eşit uygulanmasını sağlayacak reformlar yapmak yeterlidir.

“Sivil vesayet” meselesine gelince; bu teze sarılanlar, sürecin başından beri ikna gücü olmayan bir simetri kurguluyorlar. On yıllardır silahıyla, ideolojisiyle, propagandasıyla ağır bir tahakküm sistemi kurmuş olan güçlerle bu açıdan yarışabilecek bir güç bu toplumda yoktur. Kaldı ki, vesayet sistemi çözüldükçe toplumda ve siyasette çoğulculaşmanın da önü daha çok açılıyor. Çoğulculuk ve demokratik katılım, her türlü vesayete karşı en etkili panzehirdir. “Sivil vesayet” tehlikesine işaret ederek korku yaymaya çalışanlar, gerçekten de “vesayet”e karşıysalar ve bu konuda inandırıcı olmak istiyorlarsa, çoğulculuğu ve demokratik siyaset imkânlarını boğmak üzerine inşa edilmiş “askerî vesayet” sisteminin çözülmesine amasız fakatsız destek vermek zorundalar. Başka yolu yok bunun...

 

Diğer Mithat Sancar Makaleleri:
  1. Barışın dili - 02.09.2010
  2. Eski tarz-ı siyasete karşı evet! - 26.08.2010
  3. Barışa evet - 19.08.2010
  4. Demokrasi yürüyüşü - 12.08.2010
  5. O “devlet politikası”ndan nasıl kurtuluruz - 05.08.2010
  6. Çözümsüzlükten ırkçılık batağına! - 29.07.2010
  7. 12 Eylül’le hesaplaşmak - 22.07.2010
  8. Futbol ve demokrasi - 15.07.2010
  9. Çözümsüzlüğün ve çözümün bedeli - 01.07.2010
  10. Barış umudundan iç savaşın eşiğine... - 24.06.2010
  11. Yalan ve aptallık - 17.06.2010
  12. Yazmak mı zor, susmak mı - 10.06.2010
  13. Güvenlik ideolojisinin çöküşü - 03.06.2010
  14. 27 Mayıs’ın efsunu - 27.05.2010
  15. CHP’de siyasete dönüş (mü) - 20.05.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Vesayet sistemi çözülürken... - Mithat Sancar
03.09.2010 05:29:23