Geçtiğimiz hafta Emine Erdoğan’ın başörtülü bir Başbakan eşi olduğu için GATA’ya Nejat Uygur’u ziyarete gitmesinin nasıl engellendiğini konuştuk. Bu vesileyle başörtülü kadınlar ve hâlen süregelen yasak tekrar hatırlanmış oldu. Ülke kadınlarının aşağı yukarı yüzde 65’inin başörtülü olduğu düşünülürse kadınların eğitim ve çalışma hayatından dışlanması yönünde toplumsal açıdan ne kadar zarar verici bir yasakla karşı karşıya olduğumuz çok açık.
Yalnız tüm bu veriler bir yana, Türkiye’de “başörtülü kadınlar” tamlaması içine sığdırılan ne kadar çok kadın var farkında mısınız? Soruyorum çünkü ‘tehlikenin farkında olmak’tan buna vakit bulamayan pek çok insan var.
Sahi kim bu “başörtülü kadınlar”? İki tırnak arasına sığıyorlar mı gerçekten?
Üzerine en çok alan çalışması yapılan, en çok şehir efsanesi üretilen, en çok yargılanan, en çok savunulan, en çok aşağılanan, en çok yüceltilen toplumsal gruplardan biri oldukları kesin ama hakikaten kim bu başörtülü kadınlar?
Sesimiz pek çıkmıyor diye adlarımız da mı yok sanıyorsunuz?
Peki ya hikâyelerimiz?
Hikâyelerimizi dahi öğrenmeye çabalamadan bizi birer masal kahramanına çevirdiğinizin farkında mısınız peki?
Kiminiz kara çarşaflı öcü masalları anlatıyorsunuz üzerimizden; kiminiz hanım hanımcık prenses masalları...
Kiminiz için yumruğu her daim havada, ağzından sloganlar taşan birer militanız; kiminiz içinse boynu her daim bükük, gözü yaşlı masumlar...
Kiminiz için erebildiğimiz en yüksek mertebe sosyal bilim çalışmalarınızın nesnesi olmak; kiminiz içinse köşe yazılarınızın eğlence malzemesi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.