|
|
TANER AKÇAM * / Türkiye, Dersim özrüyle, tarihinin “başlangıç döneminin sonuna” geldiğini ilan etmiş oldu
|
“Bu bir son değildir”, demiş Winston Churchill; “hatta sonun başlangıcı da değildir”, diye devam etmiş ve “belki başlangıcın sonudur”, diye tamamlamış cümlesini.
Türkiye, Başbakanın Dersim konuşmasıyla, tarihinin “başlangıç döneminin sonuna” geldiğini, ya da “yeni bir başlangıcın” başında olduğunu ilan etti. Osmanlı ve Cumhuriyetimizin büyük altüst oluşu olarak tanımlanabilecek devasa bir sürecin sonuna geldik. Süreci 1912-3 Balkan yenilgisinin kesinlik kazanması ile başlatmakta fayda var. 1913 bahar ve yaz ayları ile başlayan ve1914’de, Ege ve Trakya sahillerinden Rumların katliam dahil, köylerinden zorla boşaltılarak Yunanistan’a sürülmesiyle sistemli bir hal alan ve 2007’de Hrant Dink’in öldürülmesi ile noktalanan bir süreç bu.
1912-2007 arasını büyük bir depreme de benzetebiliriz. Depremin en tepe noktasını, 1912-1924 arasında, Anadolu Hristiyanlarının imha edilmesi ve Anadolu dışına sürülmesi oluşturur. Zorunlu Rum sürgünü ile başlayan bu dönem, savaş yıllarında bir milyonun üzerinde Ermeni ve yüz binlerce Süryani’nin imha edilmesi ile devam eder. Sürecin son büyük imha dalgası, 1921 yazında Pontus Rumlarının soykırıma yakın tarzda katledilmeleri, 1922 İzmir yangını ve 1924 zorunlu Nüfus Mübadelesidir. Cumhuriyet döneminde yaşanan 1934 Trakya olayları, 1942 Varlık Vergisi ve 6-7 Eylül, Hristiyan (ve ilave olarak Yahudilere) yönelik bastırma, sindirme ve sürme siyasetinin son artçı dalgaları gibidirler. Bu artçı dalgalardan sonra, nüfusunun %98’i Müslüman olan bir ülke olmakla övünür olmaya başlamıştık.
Deprem, kökleri daha öncelere gitmekle birlikte, Cumhuriyet döneminde Sünni-Türk olmayan unsurları sardı. Dersim bu dalganın en tepe noktasıdır. İlk defa Hristiyan olmayan ve Kızılbaşlığı ile övünen bir etnik-din topluluğu sistemli bir imhaya tabi tutuldu. Onlara yapılan, her bakımdan 1912-1924 döneminde Hristiyanlara yapılanlara benziyordu. Üstelik imha edilmelerinde, 1915 soykırımında Ermenileri korumuş olmalarının da önemli bir payı olduğu söylenir. 1970’li yılların Çorum ve Maraş Alevi katliamları, 1980 darbesi ve 1990’ların Kürtlere yönelik faili meçhulleri, Cumhuriyet döneminin büyüklü küçüklü diğer depremleri gibidir.
2007’de Hrant’ın katledilmesiyle artık bu büyük deprem sürecinin sona erdiğini düşünüyorum. Hrant’ın ölüm tarihi elbette sembolik ve Müslüman-Türk çoğunluğun veya onların adına hareket ettiklerini iddia eden çevrelerin “bir ulus-devlet” oluşturabilmek için kendisi gibi olmayanları ezmeye ve susturmaya çalıştıkları bir dönemin bitişini sembolize ediyor. Hrant ile birlikte artık Müslüman-Türk çoğunluk, kendileri adına tüm bu politikaları hayata geçiren önderleri ile aralarına mesafe koymaya başlayarak, geçmişine bakmaya ve yıkımın devasa boyutunu fark ederek, eksikgedik bir şeyleri yeniden olumlu olarak inşa etmeye çalışıyor.
Haberin devamını okumak için tıklayın.