vrupa’da PKK’ya karşı başlatılan operasyonları anlamak için Başbakan Erdoğan’ın son ABD gezisini iyi anlamak gerekiyor. Başbakan’ın aralık ayının başındaki Amerika ziyaretinde konuşulan konulardan biri PKK konusuydu.
O ziyaretin basın toplantısı kısmında sorulan bir soruya Obama şu yanıtı vermişti: “NATO müttefikleri olarak topraklarımızın daha kapsamlı savunulmasında birbirimize yardım etmekle yükümlüyüz” demişti.
Obama, ABD’nin PKK’yı terör örgütü olarak tanıdığına vurgu yaptıktan sonra PKK’nın Irak için de bir istikrarsızlık olduğuna vurgu yapıp, Erdoğan ile görüşmesinde, PKK sorununu ele almada, “yakın işbirliği içinde olunmasını” konuştuklarını ifade etmişti.
Obama, NATO müttefikleri olarak iki ülkenin, topraklarının savunulmasında birbirlerine yardımla yükümlü olduklarını ifade ederek, “terörizm konusunda nerede olursa olsun tutarlı bir tutuma sahip olunmasının önemli olduğunu düşünüyorum.
Dolayısıyla askerî açıdan nasıl koordine edebileceğimizi konuştuk” demişti. Bu bilginin üstüne bir de Başbakan Erdoğan’ın nisan ayı içinde yapacağı ABD gezisini gözönünde bulundurduğumuzda Avrupa’da PKK operasyonları için neden düğmeye basıldığı daha da net anlaşılır.
Bir anlamda PKK’ya NATO’nun baş şehrinden başlatılan operasyonla karşında NATO var mesajı verilmek isteniyor olabilir. PKK’ya yakın kaynaklarda da operasyonlardaki ABD parmağına dikkat çekiliyor. Örneğin Fırat Haber Ajansı ’nın verdiği bilgiye göre Yeşiller Partisi Senatörü Geert Lambert, ABD yönetiminin Roj Tv’yi susturması için uzun süredir Belçika’ya baskı yaptığını iddia ediyor.
Yine aynı ajansın iddiasına göre operasyondan birkaç gün önce bir ABD heyetinin bu konuda Brüksel’de temas yürüttüğü iddia ediliyor. Operasyonlar bu çerçeveden değerlendirildiğinde PKK’nın silahı bırakmasını isteyen uluslararası güçlerin, PKK’nın bunu kendiliğinden yapmayacağına olan inancı artık giderek daha da pekişiyor.
Özellikle açılım sürecinin başlamış olması nedeniyle PKK’nın, Amerika başta olmak üzere Avrupa ve dünyanın diğer yerlerinde gündemde tutmaya çalıştığı argümanları birer birer çöküyor. Bu da PKK’ya karşı Türk diplomatlarının ellerini daha da güçlendiriyor.
İşin diplomasisi sözkonusu olunca Türkiye’nin özellikle 2000’li yıllardan bu yana başlayan kurumdan kuruma kurduğu ilişkiler de etkili oluyor. Bir başka anlatımla, Türkiye 1990’lı yıllar boyunca teröre karşı diplomasi ayağını sadece hükümetler ve Dışişleri Bakanlığı üzerinden yürütüyordu.
2000 yılından itibaren ise özellikle Emniyet ve Jandarma teşkilatının başlattığı yurtdışı eğitim programlarının sonucunda Avrupa ve Amerika’ya giden güvenlik personeli gerek üniversiteler düzeyinde gerekse de gittikleri ülkelerin güvenlik birimleriyle kurdukları ilişkiler üzerinden PKK olgusunu muhataplarına daha net bir şekilde anlattılar.
Bir noktada diplomatik yollardan, derdini anlatamayan Türkiye bacadan girip o ülkelerin güvenlik kurumlarını bu örgütün neler yaptığına ikna etmiş bulunuyor. Bu noktadan, özellikle polisin gittiği ülkelerde kurduğu ilişkilerden rahatsız olan Ergenekon’a yakın kesimlerin neden rahatsız olduklarının da ayrıca sorulması gerekiyor.
Hükümetin şimdiye kadar yaptığı en büyük diplomatik başarının temelinde içerideki demokratikleşme adımları kadar yurtdışına eğitime gönderdiği güvenlik personelinin katkısı da vardır. O ülkelerde yapılan tartışmalar, düzenlenen konferanslar, yayınların etkisi Türkiye’den doğrudan görülmese bile böylesi operasyonların ikna süreçlerinin zeminini oluşturur.
Devlet bu durumu dikkate alarak kurumlar arası ilişkileri olabildiğince güçlü tutmalıdır. Bu çerçevede son zamanlarda Ankara’da kurulması çalışmaları yürütülen INTERPOL’ün terör eğitim merkezi bir an önce hayata geçirilmelidir. Burada herkesin aklına takılan soru şu: bundan sonra ne olur? Özellikle PKK yöneticilerinin anlamasını istediğim bir gerçeğin altını çizmek istiyorum.
Batı için PKK’nın silahlı mücadelesine hoşgörü ile bakma dönemi sona erdi. Özellikle önümüzdeki on yıllar boyunca Türkiye’yi de içine alan yeni dünya anlayışında PKK’nın silahlı mücadelesinin yeri yok. Bunun için de PKK silahtan, ya gönüllü olarak ya da zorla, a-rın-dı-rı-la-cak. Operasyona tekniği açısından bakıldığında Avrupa’da yapılan bu tip operasyonlar domino etkisi yapar.
Bir anlamda PKK’ya karşı bir güvenlik ve operasyon kültürünün oluşmasına yardımcı olur. Bu açından yapılan operasyonlar başka ülkelerde de yeni operasyonların tetikleyicisi olacaktır. PKK artık çemberin daralmaya başladığını görmek durumunda. Uluslararası dengelerde bir değişiklik olmazsa –İran’a yönelik bir askerî müdahale gibi- PKK’nın işi oldukça zor... acilim1@gmail.com