Genelkurmay Başkanı, geçen hafta birkaç gazeteciyle görüşüp beyanat verdi, “yeter artık” makamında. Bu beyanatlarda iki ilginç nokta vardı: Birincisi “biz de bildiklerimizi açıklarız” tarzında bir blöf, ikincisi de “ithal jargon” söylemi.
Öncelikle bu bir iskambil oyunu, tehdit ya da şantaj amaçlı bir durum değil.
Bugüne kadar TSK kendi ülkesinin halkına karşı her türlü operasyonu rahatça yapmış, kimse sesini çıkaramamış ya da duyuramamış... Buna alışmış bir statüko vardı.
Medyasıyla, yargısıyla, siyasetçisiyle herkes –kimi çıkarından kimi karşısındaki gücün büyüklüğünden çekinerek- buna seyirci kalmış (çıkarını gözetenler ayrıca destek vermiş). Fakat gelin görün ki, bugün geldiğimiz nokta Genelkurmay Başkanı’nın canını sıkıyor.
Sayın Başbuğ, size çok basit bir soru sorayım (Bugünlerde okuduğum İskender Pala’nın İki Darbe Arasında adlı kitabıyla yeniden gündeme gelen bir konu bu):
Şeref duyarak yaptığı askerlik vazifesinden, her türlü başarı ve taltiflere rağmen “namaz kıldığı” ve “eşinin başı örtülü olduğu” gerekçesiyle atılmak nasıl bir şeydir, düşündünüz mü? İşinize geldiğinde “peygamber ocağı” olan ve “nasıl böyle bir ordu cami bombalar” diyerek öfke nöbeti geçirdiğinizde, bütün bunların cami bombalamaktan az bir şey olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Bir de, Türkiye’de özellikle tek parti döneminde, camilerin nasıl kapatıldığını, Kur’an kurslarının nasıl yasaklandığını, köylere kadar jandarmaların basıp nasıl evlerin kuytu köşelerinde Kur’an kovaladıklarını bir araştırın. Anadolu’nun çeşitli köylerinden, kasabalarından, yaşları 70’in üzerindeki halkı bir gün Genelkurmay’a davet edin. Onlar anlatsınlar bir de, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bir başka boyutunu.
Kimileri depo, kimileri gazino, kimileri ahır yapılmış camilerin envanterini isteyin, size rapor olarak sunsunlar...
Öfkeli bir yüzle ekran karşısına çıkmak yerine, bir gün sabah kalkıp bütün samimiyetinizle “biz bu halka ne yaptık ki durum bu hale geldi” sorusuna cevap arayın.
TSK ile ilgili haber ve dosyaları, “ithal jargon” olarak nitelendirmişsiniz. Asıl bu millet TSK’nın ithal bir jargona sahip olduğunu düşünüyor!.. Bu milletin bin yıllık ordusuna ters bir gidişi var TSK’nın on yıllardır. Bu milletin camiine el uzatmış, Peygamberine dil uzatmış, Kur’an’ına göz dikmiş askerleri az görmedik. Fatih Camii’ni bombalama senaryosu onun için garip gelmiyor bu millete.
İthal bir jargon ile ülke halkının diniyle alay eden, hor gören, yanına yaklaştırmayan, arasına sokmayan TSK’dır!.. Bu jargon, Türklerin ordusunda bin yıldır görülen şey değildi... Bu millet maalesef (üzülerek söylüyorum çünkü, gururla değil) ordusuna gönülden bağlı değil artık. Binlercesi zulüm gördü, milyonlarca yürek yandı ama kimse ortalığı yangın yerine çevirmedi bugüne kadar, içine attı. Bunu siz belki “ne yapsak bu halk yiyor” olarak düşündünüz. Ama hiç öyle değil.
Halen güçlü kudretli olabilirsiniz.
“Şunlara günlerini bir göstersek” diye içinizden geçirebilirsiniz.
Belki darbe bile yapabilirsiniz yine. Ama bunların hiçbiri ortadan kalkmış olmayacak.
Aranızdan attığınız Binbaşı İskender Pala’nın şu satırlarını lütfen tekrar tekrar okuyun Sayın Başbuğ:
“Bazen eski komutanlarımdan birinin öldüğünün haberini duyuyorum. Cenazesine gidip ‘merhumu nasıl bilirdiniz’ sorusuna ‘kötü bilirdim!’ diye bağırmak geçiyor içimden. İyi niyetimi bozmuyorum, varsın o da affedilenlerden olsun istiyorum. Ama vicdanım yine de onu affetmekte zorlanıyor.
Bazen bir mahkeme ilamı alıyorum. Deniz Müzesi’nde bir vukuat olmuş. Vaktiyle bana karşı art niyetle davranan insanların düştükleri durumu görünce ilahi adalet geliyor aklıma. Kişiliğimi bozmuyorum, hâkime doğruları anlatıyorum. Ama içimdeki acı asla dinmiyor.
Bazen benimle birlikte aynı kaderi paylaşan birilerinin aç kaldığını, ailelerinin dağıldığını, çocuklarının okula bile gidemediklerini, buldukları işlerden tekrar tekrar atıldıklarını, birilerinin artık dayanamayarak intihar ettiklerini duyuyorum. İçimden varıp sebep olanların yakalarına yapışmak geliyor, ama öfkem çabuk geçiyor, hatta dilim varıp bir beddua bile edemiyorum.”
Evet, bugün Başbakan olan Tayyip Erdoğan’ın ağzından çıkan “şu bizim İskender” cümlesinin karşılığı sizde “Nereden onların İskender’i oluyor, derhal araştırılsın” oluyor. “Bizim İskender” aynı zamanda “sizin İskender” değilse, “sizin İskender” de “bizim İskender” olamıyorsa, önce buna çare bulalım.
|