1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 05:12
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK 24.11.2009
Cemil Ertem
Bir ‘farkında olamama hali’ olarak faşizm
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Cemil Ertem - Bir ‘farkında olamama hali’ olarak faşizm Cemil Ertem - Bir ‘farkında olamama hali’ olarak faşizm Cemil Ertem - Bir ‘farkında olamama hali’ olarak faşizm Cemil Ertem - Bir ‘farkında olamama hali’ olarak faşizm Cemil Ertem - Bir ‘farkında olamama hali’ olarak faşizm Cemil Ertem - Bir ‘farkında olamama hali’ olarak faşizm Cemil Ertem - Bir ‘farkında olamama hali’ olarak faşizm Cemil Ertem - Bir ‘farkında olamama hali’ olarak faşizm
Cemil Ertem köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Geçen hafta, demokratikleşme doğrultusunda atılan adımlara dönük, statükocu cephenin gündeminde olan bir plandan bahsetmiştik. Ben bu cephenin oldukça geniş olduğunu, hatta kendini bu cephede saymayanları da kapsadığını düşünüyorum.

Türkiye’de ilkönce Gladio ya da 90’ların başından itibaren yerli bir nasyonal-sosyalist örgütlenme olarak Ergenekon yapılanması, yalnızca kendini doğrudan bu yapının içinde sayan, bu yapıyla mafyatik ya da örgütsel bağ kuranları kapsamıyor. Bu, hiçbir zaman böyle olmadı.

Nasyonal-sosyalist bir örgütlenme olarak Ergenekon, devlet kaynaklı olsa da, toplumun sivil tarafına doğru “derinleşen” derinleştiği oranda da bir “farkında olmama” haliyle birlikte kapsama alanını genişleten bir yapıdır. Bu yapı, devletin silahlı güçleri dışında, siyasi partilerde, okullarda, mahalle kahvelerinde, futbol takımlarında, partileşmemiş siyasi fraksiyonlarda kendini var etti ve ilkönce ideolojik sonra da siyasi-maddi bir güç olarak Türkiye’de uzun yıllar kanla siyasi gündemi belirledi. Bu yapının, kitlesel katliamlara varan terörü, temel siyasi mücadele aracı olarak seçmesinin, kendisine muhalefet edecek yapıları besleyecek kitleleri sindirerek, faşizmin kurumsallaşmasını ve yaygınlaşmasını hızlandırdığını söyleyebiliriz. Böyle olmasa Ogün Samastları, Yasin Hayalleri bu yapı üretmezdi. Mahalle futbol takımlarına, internet kahvelerine kadar giren bu nasyonal-sosyalist örgütlenme, faşizmin yapısı gereği, yalnız yönetenler tarafında bir farkındalık sağlarken, aşağıda, bu yapının mağdurları bile, farkında olmadan bu yapının içinde yer alabiliyordu. Yani solcu öğretim üyelerinden, solcu örgüt liderlerine, eski solcu belediye başkanlarına, oradan sosyal-demokrat parti yöneticilerine kadar hiç “akla” gelmeyecek kişi ve yapılar bu nasyonal-sosyalist yapının “doğal” üyesi olabiliyordu.

Temel ortak söylem şuydu; “bu topraklar için, özgücümüze güvenerek, özgür, adil bir toplum yaratmalıyız” “Bu topraklar” Türk ulus-devlet sınırlarını anlatıyordu; “özgüç” de kullananın temel ideolojik seçimine göre, kimi zaman bir sınıfı kimi zaman da doğrudan Türk milletini anlatıyordu. Özgür olmak, sola göre “emperyalizmi defetmek” anlamında olurken, sağ taraftakiler bunu “son bağımsız Türk devleti” olarak tercüme ediyordu. Ama bütün bu nasyonal-sosyalist blokun, farkında olarak ya da farkında olmadan, içinde olanlar, bütün siyasi çıkışlarını “Türklük” üzerinden yapıyorlardı. Çünkü gecikmiş de olsa, tek bir ırka dayalı ulus, yalnızca, bir devlet, bir pazar ve bir burjuvazi yaratarak kurulmaz. Bu ulusun sağı-solu ve üniversitelerden, kumar oynanan şehir kulüplerine oradan da “sivil” siyasi partilerine kadar bir “cemiyet hayatı” olmalıydı. Türk solu, Türk sosyetesi, Türk-İslâm sentezi, Türk (...) falan.

Türkiye’de sol, 12 Mart faşizmi sürecinde bile kendisini Kemalizm üzerinden meşrulaştırmaya çalışmıştır. Milliyetçi-devletçi (Nasyonal-Sosyalist de diyebilirsiniz) bir siyasi duruş olan Kemalizm, özgün bir Ergenekon ideolojisi olarak, solun devletle bağını kurmuştur. Solun büyük bir bölümü ancak 12 Eylül faşizmi sırasında Kemalizm’in ne olduğunu yaşayarak öğrenmiştir.

Poulantzas, faşizmi yalnızca statik, faşist devletin ya da devletle bütünleşmiş faşist partinin doğrudan iktidarı olarak ele almaz. Faşizm, çeşitli evreleri olan ve farklı yapıları üreten bir süreç ve toplumsal ilişkiler bütünü olarak iktidar olur ve bu anlamda ideolojik, kültürel sürekliliği vardır. Böylece faşizm, ilk önce karşısında olacak olanı ideolojik olarak teslim alır. Faşist devletin tek bir partiye dayanan iktidarı, artık faşizmin stabilizasyon dönemidir ve zaten o saate kadar olanlar olmuştur. Poulantzas şöyle der; “Faşistleşme süreci, işçi sınıfı üzerinde sosyal demokrasinin etkisinin devamının ve niteliksel genişlemesinin, sosyal-demokrasinin faşizm karşısındaki siyasal çizgisinin damgasını taşır.” Aynı şekilde Komintern kararlarında sosyal-demokrasi ve faşizm konusu şöyle ele alınmaktadır: “Faşizm ve sosyal demokrasi, büyük sermayenin diktatörlüğünün tek ve aynı aracının iki ayrı görünümüdürler.”

Kaldı ki, Türkiye’de bize “sosyal-demokrasi” diye yutturulan devletin doğrudan tek partiye dayanan faşizmidir. Bunun da adı yıllardır CHP olmuştur.

Bu konu oldukça derin devam etmek gerekir. Ama şunu eklemek gerekiyor. Geçen hafta “Faşist Cephe” yazısından sonra DSP Genel Başkanı Masum Türker aradı ve kendilerini Ergenekon partisi olarak nitelememin haksızlık olduğunu söyledi. Kendilerinin “açılımı” desteklediklerini ve Ergenekon mağduru olduklarını belirtti. Masum Türker’e katılıyorum. DSP ve DSP’liler farkında olarak Ergenekon çemberinin içinde değiller elbet. Bugün kendini solda zanneden birçok meslek örgütü, parti ve sol çevrenin olduğu gibi.

 

Diğer Cemil Ertem Makaleleri:
  1. Kriz bitti! Dönüşüm başlıyor… - 01.09.2010
  2. ‘Temsilî demokrasi’ mi dediniz - 31.08.2010
  3. Şu ‘cemaat’ meselesi - 27.08.2010
  4. ‘Büyük tehlike’nin farkına varalım! - 25.08.2010
  5. Kim kimin arkasında, bilelim - 24.08.2010
  6. Neyin kolektif iradesi - 20.08.2010
  7. ‘İktisatçıların’ raporları ve Schacht çözümü üzerine - 18.08.2010
  8. ‘Halk kendi siyasetine sahip çıkıyor, artık dönüş yok’ - 17.08.2010
  9. ‘Çocuk, bunlar jandarma, polis partisidir!’ - 13.08.2010
  10. Bir felaket senaryosunun halkaları - 11.08.2010
  11. “Görünmez elin” yeni beyaz devrimi - 10.08.2010
  12. Kahverengi nasyonal sosyalist cephe - 06.08.2010
  13. ‘Ulusal Birlik Hükümeti’ öyle mi - 03.08.2010
  14. Bir dönem bitiyor işte - 30.07.2010
  15. Askerle ‘siyasi istikrar’ olmaz! - 27.07.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Bir ‘farkında olamama hali’ olarak faşizm - Cemil Ertem
03.09.2010 05:12:34